
Bir markanın sosyal medya hesabına girdiğinizde ilk birkaç saniyede bir fikir oluşur.
Logo düzgün mü?
Fotoğraflar kaliteli mi?
Renkler birbiriyle uyumlu mu?
Profil düzenli mi?
Bunların tamamı önemli. Ancak iyi görünen bir sosyal medya hesabı ile güven veren bir marka aynı şey değildir.
Çünkü sosyal medya artık yalnızca markanın vitrini değil; müşterinin marka hakkında karar vermeden önce yaptığı küçük bir araştırma alanı haline geldi.
Bir müşteri bir şirketle çalışmadan önce artık yalnızca web sitesine bakmıyor.
Instagram hesabına giriyor.
Eski paylaşımları inceliyor.
Videolara bakıyor.
Çalışanları veya mekanı görmek istiyor.
Yaptığı işleri araştırıyor.
Hatta bazen markanın birkaç ay önce nasıl göründüğüne kadar gidiyor.
Burada karşılaşılan içeriklerin birbirinden kopuk olması, markanın güvenilirliği hakkında düşündüğümüzden daha fazla şey söyleyebilir.
Bugün çok profesyonel görünen, yarın tamamen farklı bir tasarımla karşılaşan bir hesap markanın kimliğinin oturmadığı izlenimini yaratabilir.
Sosyal medyada herkes en iyi fotoğrafını paylaşmak istiyor. Bu anlaşılır bir şey.
Fakat her şeyin aşırı kusursuz, aşırı işlenmiş ve birbirinin aynı olduğu bir dünyada gerçeklik de değer kazanıyor.
Bir restoranı tanıtıyorsanız yalnızca katalog gibi hazırlanmış yemek fotoğrafları değil, mekanın gerçekten nasıl göründüğünü de göstermek gerekir.
Bir otel için yalnızca en güzel oda fotoğrafını değil, lobiyi, ortak alanları ve çevreyi de anlatmak gerekir.
Bir şirket için yalnızca logoyu değil, insanları, çalışma ortamını ve yaptığı işi göstermek gerekir.
Çünkü müşteri satın almadan önce yalnızca “güzel” bir şey görmek istemez.
Gerçek olanı görmek ister.
Kötü çekilmiş bir fotoğraf bazen iyi bir markayı bile olduğundan daha zayıf gösterebilir.
Ama bunun tersi de geçerlidir.
Doğru ışık, doğru kadraj, doğru açı ve doğru renk kullanımı bir ürünün, mekanın veya hizmetin algısını ciddi biçimde değiştirebilir.
Özellikle sosyal medya için yapılan çekimlerde yalnızca “güzel fotoğraf çekelim” yaklaşımı yeterli değildir.
Fotoğrafın nerede kullanılacağı da önceden düşünülmelidir.
Instagram gönderisi için başka, hikâye için başka, reklam için başka, web sitesi için başka bir kadraj gerekebilir.
Bu yüzden iyi sosyal medya içeriği çoğu zaman çekim başlamadan önce planlanır.
Video bize fotoğraftan farklı bir imkan verir:
Hareket.
Bir mekanın atmosferini, bir ürünün kullanımını, bir çalışanın işini veya bir projenin gelişimini birkaç saniye içinde anlatabilir.
Ancak burada da aynı hata yapılabiliyor.
Her videoyu aynı müzik, aynı geçiş ve aynı tempoyla hazırlamak.
Sonuçta içerik varmış gibi görünür ama marka hakkında çok az şey söyler.
İyi video yalnızca hareketli görüntü değildir.
Bir amacı vardır.
İzleyici videonun sonunda ne anlamalı?
Neyi hatırlamalı?
Markayla ilgili hangi düşünce oluşmalı?
Bunlar belirlenmeden hazırlanan videolar kısa süreli izlenme sağlayabilir ama kalıcı bir marka değeri oluşturmayabilir.
Markaların bazen yaptığı bir başka hata da sosyal medya hesabını hazır görsellerle doldurmak.
Elbette uygun durumlarda stok görseller kullanılabilir. Ancak sürekli stok fotoğraf kullanmak markanın kendisini görünmez hale getirir.
Bir müşteri markanın sosyal medya hesabında kendi işletmesini, çalışanlarını, ürünlerini veya gerçek projelerini görmek ister.
Sizin yerinize başka bir işletmenin fotoğrafını görmek istemez.
Bu nedenle mümkün olduğu kadar gerçek markaya ait gerçek içerikler üretmek gerekir.
Burada müşterinin de önemli bir sorumluluğu var.
Ajansa:
“Bize sosyal medya için 10 tane post hazırlayın.”
demek tek başına yeterli değil.
Öncelikle şu soruları birlikte cevaplamak gerekir:
Bu ay ne anlatacağız?
Hangi ürün veya hizmet öne çıkacak?
Hangi konuda fotoğraf çekilmeli?
Hangi konuyu video ile anlatmak daha doğru?
Müşteriler en çok neyi merak ediyor?
Rakiplerden hangi konuda ayrışıyoruz?
Çünkü sosyal medya içeriği yalnızca tasarım masasından çıkmaz.
İçeriğin kaynağı işletmenin kendisidir.
Ajansın görevi ise bu bilgiyi doğru hikâyeye ve doğru görsel dile dönüştürmektir.
Bir markanın sosyal medyada güven vermesinin en önemli unsurlarından biri de tutarlılıktır.
Aynı renk dili.
Aynı tipografik yaklaşım.
Benzer fotoğraf anlayışı.
Doğru yazım dili.
Planlı içerik.
Gerçek projeler.
Bunlar bir araya geldiğinde müşteri marka hakkında daha net bir fikir oluşturur.
Bu yüzden sosyal medya yönetimi yalnızca “bugün ne paylaşalım?” sorusuna cevap vermek değildir.
Asıl soru şudur:
“Müşteri üç ay sonra bu hesabın tamamına baktığında markamız hakkında ne düşünsün?”
AJANS 12 olarak sosyal medya çalışmalarında yalnızca görsel üretmeye odaklanmıyoruz.
Markanın nasıl görünmesi gerektiğini, hangi içeriklere ihtiyaç duyduğunu, hangi görüntülerin çekilmesinin faydalı olacağını ve bunların nasıl bir içerik planı içerisinde kullanılacağını birlikte değerlendiriyoruz.
Fotoğraf, video, grafik tasarım ve metinleri birbirinden bağımsız değil, aynı marka iletişiminin parçaları olarak ele alıyoruz.
Çünkü sosyal medyada amaç yalnızca güzel görünmek değil.
Güzel görünürken gerçek olmak, gerçek olurken de güven vermek.
Ve bugün bir müşterinin markanızla ilgili ilk izlenimi çoğu zaman ofisinizde değil, telefonunun ekranında oluşuyor.